Greentech Biyoteknoloji A.Ş. “Türkiye’de Biyoteknolojik Tedavilere Yepyeni Bir Pencereden Bakış”

Greentech Biyoteknoloji A.Ş. “Türkiye’de Biyoteknolojik Tedavilere Yepyeni Bir Pencereden Bakış”

Türkiye’de Biyoteknolojik tedavilere yepyeni bir pencereden bakarak bilimsel tabanlı ARGE çalışmalarında yer almış, hem sahada aktif bilimsel çalışmalar yürütmüş, beraberinde sahada aktif sağlık profesyonelleri ziyaretleri ile bunu öncülüğünü yapmış aynı zamanda ameliyathanede klinik destek ekipleri hem cihaz hem de klinik tecrübeleri ile sağlık profesyonellerimizin yanında yer aldığını söyledi.

  • Greentech Biyoteknoloji A.Ş. Genel Müdürü Kadir GÖKBAKAN, sizleri ve firmanızı tanıyabilir miyiz?

Yaklaşık 20 yıl boyunca Türkiye ve Amerika’da faaliyet gösteren uluslararası kurumsal şirketlerde yöneticilik yaptım. Bu süreçte sağlık sektörünün farklı alanlarında edindiğim bilgi ve deneyim, bugün Greentech Biyoteknoloji A.Ş.‘nin vizyonunu şekillendiren en önemli yapı taşlarından biri oldu. Akademik olarak UCLA’de Finans Yönetimi yüksek lisansımı tamamladım; Arizona Universitesi İşletme Yönetimi doktora programında ise tez aşamasındayım.

2020 yılında kurucu ortağı ve Genel Müdürü olduğum Greentech Biyoteknoloji A.Ş. ile hedefimiz; rejeneratif tıp ve biyoteknoloji alanında yalnızca ürün sunan bir şirket olmak değil, bilimsel üretime katkı sağlayan, Ar-Ge süreçlerini destekleyen ve sağlık profesyonelleriyle sahada birlikte çalışan güvenilir bir çözüm ortağı olmaktı. Bugün bilimsel araştırmalardan klinik uygulamalara, cerrahi operasyonlardan eğitim organizasyonlarına kadar birçok alanda aktif rol alıyor; sağlık profesyonellerine ürün, teknoloji ve klinik destek hizmetlerini bütüncül bir anlayışla sunuyoruz.

İş hayatımın yanı sıra toplumsal fayda üretmeyi de her zaman önemli bir sorumluluk olarak gördüm. Uzun yıllardır eğitim ve sosyal sorumluluk projelerinde gönüllü olarak yer alıyorum. Bilim İlaç’ta görev yaptığım dönemde hayata geçirdiğimiz “Kütüphanesiz Okul Kalmasın” projesi kapsamında, tamamen gönüllülerden oluşan tiyatro ekibimizle Türkiye’nin farklı illerinde sahne alarak elde edilen gelirle 14 köy okuluna kütüphane kazandırdık. İş dünyasında elde edilen başarının, topluma sağlanan katkıyla anlam kazandığına inanıyorum.

Bugün Greentech Biyoteknoloji olarak temel amacımız; bilimsel yaklaşımı, etik değerleri ve yerli Ar-Ge gücünü bir araya getirerek ülkemizi biyoteknoloji alanında uluslararası ölçekte temsil eden güçlü markalardan biri hâline gelmektir.

  • Greentech Biyoteknoloji A.Ş. kuruluşundan bugüne getiren süreçte en kritik dönüm noktaları neler oldu?

Greentech Biyoteknoloji A.Ş.’nin gelişim yolculuğunda en önemli başarı unsuru, kuruluşumuzdan itibaren sahadan hiçbir zaman kopmamamız oldu. 2020 yılından bu yana yönetim ekibimizle birlikte sağlık profesyonellerinin ihtiyaçlarını yakından takip ediyor; bilimsel araştırmalardan cerrahi uygulamalara, kongrelerden kadavra eğitimlerine kadar sektörün her alanında aktif olarak yer alıyoruz. Bu yaklaşım, bizi yalnızca ürün sunan bir şirket değil, aynı zamanda bilimsel gelişimin ve klinik uygulamaların paydaşı hâline getirdi.

Şirketimizin önemli dönüm noktalarından biri ise 2024 yılında gerçekleşti. Marmara Üniversitesi, Memorial Sağlık Grubu, Vestel Ventures ve Naturagen A.Ş. iş birliğiyle kurulan Nanortopedi A.Ş.‘ye kurucu ortak olarak katılmamız, Ar-Ge odaklı büyüme stratejimizin en somut adımlarından biri oldu. Bu ortaklık sayesinde yalnızca mevcut ürün portföyümüzü güçlendirmekle kalmadık; aynı zamanda Türkiye’de geliştirilen biyoteknolojik ürünlerin uluslararası pazarda rekabet edebilmesine yönelik önemli bir altyapı oluşturduk.

Bugün geldiğimiz noktada, bilimsel üretimi destekleyen, yerli Ar-Ge yatırımlarına öncülük eden ve uluslararası iş birliklerini güçlendiren bir şirket olmanın gururunu yaşıyoruz. Önümüzdeki dönemde de aynı vizyonla ülkemizin biyoteknoloji alanındaki gelişimine katkı sunmaya devam edeceğiz.

  • “İnsan sağlığına değer katma” ilkesini günlük iş kararlarınıza nasıl yansıtıyorsunuz?

İnsan sağlığına değer katmak, bizim için yalnızca bir kurumsal söylem değil; aldığımız her kararın temelini oluşturan bir yönetim anlayışıdır. Ürün portföyümüzü oluştururken, Ar-Ge yatırımlarımızı planlarken ve sağlık profesyonelleriyle yürüttüğümüz iş birliklerinde önceliğimiz her zaman bilimsel güvenilirlik, kalite ve etik değerlerdir.

Greentech Biyoteknoloji olarak, uluslararası kalite standartlarına uygun, etkinliği ve güvenilirliği bilimsel verilerle desteklenen ürünleri sağlık profesyonelleriyle buluşturmayı temel sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Bununla birlikte yalnızca ürün sunan bir şirket olmanın ötesine geçerek, klinik süreçlerde bilgi paylaşımı yapan, eğitim faaliyetlerini destekleyen ve sahada çözüm üreten bir iş ortağı olmayı hedefliyoruz.

İnanıyoruz ki insan sağlığına gerçek anlamda değer katabilmenin yolu, bilimi rehber edinmekten, etik ilkelerden taviz vermemekten ve sağlık profesyonellerinin ihtiyaçlarına sürdürülebilir çözümler sunmaktan geçiyor. Bu anlayış, kuruluşumuzdan bugüne kadar attığımız her adımın ortak paydası olmuştur.

  • Başarı hikâyelerinizden birkaçını paylaşabilir misiniz?

Kariyerim boyunca ulusal ve uluslararası birçok projede görev alma ve önemli sorumluluklar üstlenme fırsatı buldum. Ancak benim için başarı; yalnızca ticari büyüme ya da kurumsal hedeflere ulaşmakla sınırlı değildir. Gerçek başarı, bulunduğunuz sektöre değer katabilmek, güven inşa edebilmek ve geride kalıcı bir iz bırakabilmektir.

Greentech Biyoteknoloji’nin bugün ulaştığı nokta da bu anlayışın bir sonucudur. Bilimsel yaklaşımı esas alan çalışma modelimiz, Ar-Ge yatırımlarımız, sağlık profesyonelleriyle kurduğumuz güçlü iş birlikleri ve yerli biyoteknoloji alanında attığımız adımlar, bizim için önemli kilometre taşlarıdır. Özellikle Nanortopedi A.Ş.’nin kuruluş sürecinde yer almak ve ülkemizde geliştirilen biyoteknolojik ürünlerin uluslararası pazarda rekabet edebilmesine katkı sunmak, gurur duyduğumuz başarılardan biridir.

Bununla birlikte, iş dünyasında başarının yalnızca rakamlarla ölçülemeyeceğine inanıyorum. İnsan sağlığına katkı sunarken, toplumsal fayda üretmenin ve manevi değerleri yaşatmanın da aynı derecede önemli olduğuna inanıyoruz. Bu anlayışla, eğitim odaklı sosyal sorumluluk projelerinde aktif rol alıyor; bilgiye erişimin her çocuğun hakkı olduğu düşüncesiyle “Kütüphanesiz Okul Kalmasın” projesini hayata geçirdik. Gönüllülük esasıyla yürüttüğümüz bu çalışma sayesinde 14 köy okuluna kütüphane kazandırarak binlerce kitabı çocuklarımızla buluşturduk. Bu proje, benim için yalnızca bir sosyal sorumluluk çalışması değil; iş hayatında üretilen değerin toplumla paylaşılması gerektiğine olan inancımızın da en anlamlı yansımalarından biridir.

Bugün geriye dönüp baktığımda en büyük başarımızın; güvenilirliğiyle anılan, bilime yatırım yapan ve ülkemizin biyoteknoloji alanındaki gelişimine katkı sunan bir kurum oluşturabilmek olduğunu düşünüyorum. Çünkü kalıcı başarı, yalnızca büyümekle değil; insan hayatına ve topluma değer katabilmekle mümkündür.

  • Hizmetinizi benzersiz kılan yönleriniz nelerdir?

Bizi farklı kılan en önemli unsur, yalnızca ürün sunan bir şirket olmamamızdır. Ar-Ge’den klinik desteğe, eğitim faaliyetlerinden saha organizasyonuna kadar tüm süreçleri aynı kalite anlayışı ve tek kurumsal kültür altında yönetiyoruz.

125 kişilik uzman ekibimizle Türkiye’nin dört bir yanında ve Azerbaycan’da sağlık profesyonellerine hızlı, güvenilir ve sürdürülebilir çözümler sunuyor; bilimsel yaklaşımı sahadaki deneyimle buluşturarak uzun vadeli iş ortaklıkları kuruyoruz.

  • Planlardan bahsetmek istersek; uzun vadeli planlarınız nelerdir?

Uzun vadeli hedefimiz, Nanortopedi A.Ş. bünyesinde geliştirdiğimiz yerli biyoteknoloji ürünlerini uluslararası pazara taşıyarak Türkiye’yi bu alanda güçlü bir marka hâline getirmektir. 2027 yılı sonuna kadar ruhsat süreçlerini tamamlamayı planladığımız yeni ürünlerimizle dünya pazarında daha etkin bir konuma ulaşmayı hedefliyoruz.

Amacımız yalnızca ürün ihraç eden bir şirket olmak değil; “Made in Türkiye” anlayışını biyoteknoloji alanında kalite, güven ve bilimsel başarıyla özdeşleştiren küresel bir marka oluşturmaktır.

  • Ekip arkadaşlarınızın nitelikleri ve deneyimleri hakkında bilgi verebilir misiniz?

Ekibimizin tamamı, Sağlık Bakanlığı’nın ilgili mevzuatları doğrultusunda belgelendirilmiş, alanında yetkin sağlık profesyonellerinden oluşmaktadır. Teknik bilgi ve mesleki deneyimin yanı sıra, etik değerlere ve kurumsal kültüre uyumu da en az mesleki yeterlilik kadar önemsiyoruz.

İşe alım süreçlerimizi titizlikle yürütüyor, her ekip arkadaşımızı birebir tanıyarak aramıza katıyoruz. Çünkü güçlü bir kurum kültürünün temelinde aidiyet duygusunun olduğuna inanıyor; bu kültürü ilk günden itibaren birlikte inşa etmeye özen gösteriyoruz.

  • Türkiye ilaç ve biyoteknoloji sektöründe kendinizi rakiplerden farklılaştıran temel unsurun ne olduğunu düşünüyorsunuz?

Bizi sektörde farklılaştıran en önemli unsur, rejeneratif tıp ve eklem sağlığı alanında sunduğumuz bütüncül hizmet modelidir. Ar-Ge’den üretime, pazarlamadan klinik desteğe kadar tüm süreçleri aynı kurumsal anlayış ve kalite standartlarıyla yönetiyoruz.

Sağlık profesyonellerinin ihtiyaç duyduğu ürün, teknoloji ve bilimsel desteği tek çatı altında sunarak yalnızca bir tedarikçi değil, güvenilir bir çözüm ortağı olmayı hedefliyoruz. Bu yaklaşımın, bizi sektörde farklı ve sürdürülebilir kılan en önemli değer olduğuna inanıyoruz.

  • Şirket kültürünüzde “takım ruhu” kavramı nasıl şekilleniyor?

Şirket kültürümüzün temelinde, tıbbın en önemli etik ilkelerinden biri olan “Önce zarar verme” anlayışı yer alıyor. Bu ilke, yalnızca sunduğumuz ürün ve hizmetlerde değil, çalışma kültürümüzün her aşamasında bizlere rehberlik ediyor.

Takım ruhunu ise ortak değerler, sürekli eğitim ve güçlü iletişimle besliyoruz. Medikal ve ürün yönetimi ekiplerimiz tarafından yıl boyunca düzenli eğitimler gerçekleştiriyor, yılda iki kez tüm çalışma arkadaşlarımızın katılımıyla kapsamlı eğitim ve motivasyon programları düzenliyoruz. Aynı hedefe inanan, sürekli gelişen ve birbirinden öğrenen bir ekip olmanın sürdürülebilir başarının temel anahtarı olduğuna inanıyoruz.

  • Uluslararası pazardaki konumunuz nedir?

Uluslararası pazarda büyümeyi stratejik önceliklerimiz arasında görüyoruz. Son iki yıldır başta Dubai ve Almanya olmak üzere sektörün önemli fuarlarında yer alıyor, iş ortaklarımızla bir araya gelerek uluslararası iş birliklerimizi güçlendiriyoruz.

2027 yılı itibarıyla tamamlamayı hedeflediğimiz yeni ruhsat süreçleri ve yerli biyoteknoloji ürünlerimizle küresel pazardaki etkinliğimizi artırmayı amaçlıyoruz. Hedefimiz, “Made in Türkiye” anlayışını biyoteknoloji alanında kalite, güven ve bilimsel başarıyla uluslararası platformda temsil eden güçlü bir marka olmaktır.

  • Müşteri memnuniyetini hangi yöntemlerle sağlıyorsunuz?

Bizim için müşteri memnuniyeti, yalnızca kaliteli ürün sunmakla sınırlı değildir. Sağlık profesyonelleriyle sürekli iletişim hâlinde olarak ihtiyaçlarını yakından takip ediyor, düzenli saha ziyaretleriyle bilimsel bilgi paylaşımını ve teknik desteği kesintisiz sürdürüyoruz.

Sahadan aldığımız geri bildirimleri ürün geliştirme ve hizmet süreçlerimizin önemli bir parçası olarak görüyor, karşılıklı güvene dayalı, uzun soluklu iş birlikleri kurmayı önceliklendiriyoruz. Bu yaklaşımın sürdürülebilir müşteri memnuniyetinin temelini oluşturduğuna inanıyoruz.

  • Kök hücre tedavisini Türkiye pazarına taşırken karşılaştığınız en büyük bilimsel ve yasal engeller nelerdi?

Kök hücre tedavileri, son yıllarda rejeneratif tıp alanında önemli gelişmelerin yaşandığı ve bilimsel araştırmaların hızla ilerlediği bir alan olarak öne çıkıyor. Türkiye’de de bu alanda önemli bir potansiyel bulunduğuna inanıyoruz.

Greentech Biyoteknoloji olarak, bu sürece bilimsel Ar-Ge perspektifiyle katkı sunuyoruz. Önümüzdeki dönemde Ar-Ge yatırımlarının artması, bilimsel çalışmaların desteklenmesi ve mevzuat süreçlerinin daha etkin ilerlemesiyle ülkemizin rejeneratif tıp alanında uluslararası ölçekte çok daha güçlü bir konuma ulaşacağına inanıyoruz.

  • Toplumsal algı veya tüketici davranışları sizi en çok nerede hayal kırıklığına uğrattı?

Rejeneratif tıp alanında en büyük sorunlardan birinin bilgi kirliliği olduğunu düşünüyorum. Özellikle sosyal medya ve dijital platformlarda, bilimsel karşılığı olmayan birçok uygulamanın “kök hücre tedavisi” olarak tanıtılması hem toplumda yanlış bir algı oluşturuyor hem de gerçekten bilimsel temellere dayanan tedavilere olan güveni olumsuz etkileyebiliyor.

Bu noktada doğru bilgilendirmenin büyük önem taşıdığına inanıyoruz. Bilimsel verilerle desteklenen uygulamaların doğru şekilde anlatılması, hem sağlık profesyonellerinin hem de toplumun bilinçlenmesine önemli katkı sağlayacaktır. Bu sürecin, ilgili kurumların rehberliği ve bilimsel yaklaşımın güçlenmesiyle daha sağlıklı bir zemine oturacağına inanıyoruz.

  • Bir projenin ya da girişimin başarısız olduğunu gördüğünüzde bundan ne öğrendiniz?

Her projeye başlamadan önce olası riskleri detaylı şekilde analiz ediyor ve farklı senaryolar üzerinden değerlendirmeler yapıyoruz. Buna rağmen iş hayatında her zaman öngörülemeyen durumlarla karşılaşmak mümkün.

Önemli olan, karşılaşılan zorlukları doğru analiz edebilmek, eksikleri objektif bir bakış açısıyla değerlendirmek ve gerekli iyileştirmeleri hızla hayata geçirebilmektir. Biz, her deneyimin gelişim için bir fırsat olduğuna inanıyor; elde ettiğimiz her tecrübeyi daha güçlü ve daha sürdürülebilir projeler üretmek için bir kazanım olarak görüyoruz.

  • Kamu sektörü, özel sektör ve sivil toplum üçgeninde Greentech için ideal iş birliği modeli nasıl görünmeli?

Biyoteknoloji gibi yüksek katma değer üreten alanlarda sürdürülebilir başarı, kamu, özel sektör ve akademik dünyanın güçlü iş birliğiyle mümkün olabilir. Her kurumun bilgi ve deneyimini ortak bir hedef doğrultusunda birleştirmesi, ülkemizin bilimsel ve teknolojik gelişimine önemli katkılar sağlayacaktır.

Greentech Biyoteknoloji ve Ar-Ge şirketimiz Nanortopedi A.Ş. olarak, TÜSEB ve TÜBİTAK tarafından desteklenen projeler yürütmenin gururunu yaşıyoruz. Önümüzdeki dönemde de kamu kurumlarının, yerli Ar-Ge ve yenilikçi girişimleri destekleyen iş birliklerini güçlendirmesinin, ülkemizin uluslararası rekabet gücünü artıracağına inanıyoruz.

  • Emcyte, Durolane, ExoLife Flex gibi uluslararası markalarla nasıl bir iş birliği modeli kuruyorsunuz? Bu ürünleri seçerken hangi kriterleri gözetiyorsunuz?

İş birliği yaptığımız markaları belirlerken önceliğimiz her zaman bilimsel güvenilirlik ve hasta güvenliğidir. Portföyümüze dahil ettiğimiz ürünlerin uluslararası klinik çalışmalarla etkinliği ve güvenilirliği kanıtlanmış, gerekli kalite standartlarını karşılayan ve mümkün olduğunca uluslararası otoriteler tarafından onaylanmış olmasına büyük önem veriyoruz.

Ürün seçiminde temel kriterimiz; bilimsel verilerle desteklenen, biyouyumluluğu yüksek ve sağlık profesyonellerine güvenle sunulabilecek çözümler geliştiren markalarla çalışmaktır. Çünkü biz, sunduğumuz her ürünün arkasında aynı güvenle durabilmeyi kurumsal sorumluluğumuzun bir parçası olarak görüyoruz.

  • Ekzozom bazlı ürünler ile klasik PRP tedavileri arasındaki temel fark nedir ve bu ayrım hastalar tarafından yeterince anlaşılabiliyor mu?

Her şeyden önce şunu belirtmek isterim ki, tedaviye ilişkin değerlendirmelerin hekimler tarafından yapılması gerektiğine inanıyorum. Ben bir tıp doktoru değil, biyoteknoloji alanında çalışan bir yöneticiyim. Bu nedenle konuyu tedavi yaklaşımından ziyade teknik açıdan değerlendirebilirim.

Teknik olarak bakıldığında PRP, hastanın kendi kanından elde edilen hücresel bir biyolojik tedavi yaklaşımıdır. Ekzozomlar ise hücreler arası iletişimi sağlayan, rejeneratif süreçleri destekleyen nano boyuttaki biyolojik veziküllerdir. Farklı mekanizmalarla etki gösteren bu iki yaklaşımın hangi hastada ve hangi endikasyonda kullanılacağına ise bilimsel değerlendirme doğrultusunda ilgili hekim karar vermelidir.

  • Allogreft kemik ve doku ürünlerini (kortikaldan spongiöz bloğa kadar geniş bir yelpaze) portföyünüze dahil etme kararının arkasında ne var?

Greentech Biyoteknoloji olarak eklem sağlığı alanında uzmanlaşmış bir şirketiz. Allogreft kemik ve doku ürünleri, özellikle rekonstrüktif cerrahi uygulamalarda önemli bir yere sahip olup, sağlık profesyonellerine tedavi süreçlerinde değerli çözümler sunmaktadır.

Bu ürünleri portföyümüze dahil etmemizdeki temel amaç; uluslararası kalite standartlarındaki tedavi seçeneklerini sağlık profesyonelleri için daha erişilebilir hâle getirmek ve hasta yararını önceleyen çözümleri ülkemize kazandırmaktır. Sağlık profesyonellerinin tedavi süreçlerine güvenilir ürünlerle katkı sunabilmek, bizim için en önemli motivasyon kaynaklarından biridir.

  • Osteoartrit tedavisinde kök hücre uygulamalarının, klasik hyaluronik asit enjeksiyonlarına kıyasla hasta sonuçları açısından ne gibi avantajlar sunduğunu gözlemliyorsunuz?

Osteoartrit, yaşam süresinin uzamasıyla birlikte tüm dünyada giderek daha fazla önem kazanan kas-iskelet sistemi hastalıklarından biri hâline gelmiştir. Bu nedenle cerrahi tedavi öncesinde uygulanan koruyucu ve rejeneratif yaklaşımlar her geçen gün daha fazla önem kazanmaktadır.

Kök hücre temelli biyolojik tedaviler ile hyaluronik asit uygulamaları farklı etki mekanizmalarına sahip yaklaşımlardır. Hyaluronik asit daha çok eklemin korunmasına ve desteklenmesine yönelik uygulanırken, biyolojik tedaviler rejeneratif süreçleri desteklemeyi hedeflemektedir. Hangi tedavi yönteminin tercih edileceği ise hastanın klinik durumu, endikasyonu ve hekimin tıbbi değerlendirmesi doğrultusunda belirlenmelidir.

  • Spor cerrahisi alanında hangi yaralanma tiplerinde kök hücre tedavisinin en hızlı ve en belirgin sonuç verdiğini düşünüyorsunuz?

Spor travmatolojisi, biyolojik tedavilerin en yoğun değerlendirildiği alanlardan biridir. Greentech Biyoteknoloji olarak bu alanda hem biyolojik çözümler hem de cerrahi uygulamalara yönelik ürünlerle sağlık profesyonellerine destek sunuyoruz.

Kök hücre ve diğer rejeneratif tedavi yaklaşımları; uygun hasta seçimi ve doğru endikasyonlarda, iyileşme sürecini desteklemeyi ve hastaların günlük yaşam ile sportif aktivitelerine dönüş süreçlerine katkı sağlamayı hedeflemektedir. Tedavi planlaması ise her zaman hastanın klinik durumu doğrultusunda ilgili hekim tarafından değerlendirilmelidir.

  • Hyalüronik asit bazlı üç katmanlı kıkırdak doku matrisi (Cartifelt) gibi ileri biyoteknolojik ürünlerin geliştirilmesinde Greentech’in kendi Ar-Ge katkısı ne ölçüde?

Kıkırdak hasarları, özellikle genç ve aktif bireylerin yaşam kalitesini doğrudan etkileyen önemli sağlık sorunlarından biridir. Bu alanda yenilikçi ve erişilebilir tedavi seçenekleri geliştirmek, Ar-Ge çalışmalarımızın temel odak noktalarından birini oluşturuyor.

Cartifelt, Nanortopedi A.Ş. ve iş ortağımız Biolot A.Ş.‘nin Ar-Ge çalışmaları sonucunda geliştirilen yerli bir biyoteknoloji ürünüdür. Bu proje ile yalnızca yenilikçi bir tedavi çözümü geliştirmeyi değil, aynı zamanda ithal ürünlere olan bağımlılığı azaltarak ülkemizde daha erişilebilir ve sürdürülebilir çözümler sunmayı hedefledik. Yerli Ar-Ge’nin gücüyle geliştirilen ürünlerimizin uluslararası pazarda da ülkemizi başarıyla temsil edeceğine inanıyoruz.

  • Yerli biyoteknoloji ürünü geliştirme konusunda somut bir yol haritanız var mı?

Kesinlikle. Yerli biyoteknoloji ekosisteminin gelişimine katkı sağlamayı, şirketimizin temel stratejik hedeflerinden biri olarak görüyoruz. Bu doğrultuda ilk adımımızı Ar-Ge yatırımlarımızı güçlendirerek ve Nanortopedi A.Ş.’yi hayata geçirerek attık.

Bugün pazara sunduğumuz ürünlerin yanı sıra, 2027 yılı sonuna kadar ruhsat süreçlerini tamamlamayı hedeflediğimiz yeni biyoteknoloji ürünlerimiz üzerinde çalışmalarımız devam ediyor. Amacımız; yerli Ar-Ge gücüyle geliştirilen yenilikçi ürünleri uluslararası pazara taşıyarak Türkiye’yi biyoteknoloji alanında güçlü ve rekabetçi bir konuma ulaştırmaktır.

  • Dünyada rejeneratif tıp alanındaki hangi trendleri yakından takip ediyorsunuz ve bunların Türkiye’ye yansıması ne zaman öngörülüyor?

Rejeneratif tıp, biyoteknolojinin en hızlı gelişen alanlarından biri. Hücresel tedaviler, doku mühendisliği, biyomalzemeler ve kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımlarındaki bilimsel gelişmeleri yakından takip ediyor; bu yenilikleri ülkemize kazandırmak için uluslararası iş birliklerimizi ve Ar-Ge çalışmalarımızı sürekli geliştiriyoruz.

Bizim hedefimiz yalnızca dünyadaki yenilikleri takip etmek değil, bu teknolojileri bilimsel bakış açımızla geliştirerek ülkemize katma değer sağlayan çözümlere dönüştürmektir.

Türkiye’nin, yerli Ar-Ge gücüyle rejeneratif tıp alanında uluslararası ölçekte söz sahibi olabilecek önemli bir potansiyele sahip olduğuna inanıyoruz.

  • 2026 ve sonrasına dair en heyecan verici bulduğunuz gelişme veya proje nedir?

Bizi en çok heyecanlandıran konu, yerli Ar-Ge gücüyle geliştirdiğimiz biyoteknoloji ürünlerini uluslararası pazara taşıma hedefimizdir. Önümüzdeki dönemde tamamlanacak yeni ürünlerimiz ve Ar-Ge projelerimizle, Türkiye’de geliştirilen biyoteknolojik çözümlerin dünya pazarında daha güçlü bir yer edinmesini amaçlıyoruz.

En büyük motivasyonumuz ise, “Made in Türkiye” anlayışını biyoteknoloji alanında kalite, güven ve bilimsel başarıyla temsil eden küresel bir marka oluşturabilmektir.

  • Sektörde genç biyoteknoloji girişimcilerine ne gibi tavsiyeler verirsiniz?

Genç girişimcilere en önemli tavsiyem, hayal kurmaktan ve üretmekten asla vazgeçmemeleridir. Biyoteknoloji, sabır, disiplin ve bilimsel bakış açısı gerektiren uzun soluklu bir yolculuktur. Bu süreçte karşılaşılan zorluklar, doğru hedefe odaklanıldığında önemli birer öğrenme fırsatına dönüşür.

ODTÜ Biyoteknoloji Konferansı’nda da ifade ettiğim gibi; yeteneklerinizi hiçbir zaman küçümsemeyin ve çözümün bir parçası olmaktan çekinmeyin. Ülkemizin geleceğini şekillendirecek yenilikçi fikirlerin, cesur girişimcilerin ve güçlü iş birliklerinin biyoteknoloji ekosistemine önemli katkılar sağlayacağına yürekten inanıyorum.

  • “Toplumsal sorumluluk anlayışı” kapsamında yürüttüğünüz somut projeler neler?

Toplumsal sorumluluğu, kurumsal kültürümüzün ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Uzun yıllardır eğitimde fırsat eşitliğini destekleyen projelerde ve sivil toplum kuruluşlarıyla yürütülen sosyal sorumluluk çalışmalarında aktif olarak yer alıyoruz.

Bizim için en anlamlı kazanımlardan biri ise insan kaynağına yatırım yapabilmek. Bugün birçok çalışma arkadaşımız, eğitim hayatı devam ederken stajyer olarak aramıza katıldı ve gelişim süreçlerini tamamlayarak şirketimiz bünyesinde profesyonel kariyerlerine devam ediyor. Genç yetenekleri desteklemenin ve onların gelişimine katkı sağlamanın, topluma bırakılabilecek en değerli katkılardan biri olduğuna inanıyoruz.

  • Erişilmesi güç bölgelerdeki hastalara veya düşük gelirli hasta gruplarına yönelik özel bir politikanız var mı?

Sağlık hizmetlerine erişimin, herkes için eşit derecede önemli olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle geliştirdiğimiz ürünlerde yalnızca kalite ve bilimsel etkinliği değil, erişilebilirliği de öncelikli kriterlerimiz arasında değerlendiriyoruz.

Yerli Ar-Ge gücüyle geliştirdiğimiz biyoteknolojik çözümlerle, sağlık profesyonellerinin daha fazla hastaya ulaşabilmesine katkı sağlamayı hedefliyoruz. Kamu kurumlarının erişilebilir sağlık politikalarını da bu sürecin önemli bir parçası olarak görüyor, ülkemizde kaliteli tedavi seçeneklerinin daha geniş kitlelere ulaşmasını destekliyoruz.

  • Kendinizden sonra bu alanda bırakmak istediğiniz miras nedir?

En büyük arzum, yalnızca başarılı bir şirket değil; ülkemize değer katan, bilime yatırım yapan ve sürdürülebilir bir biyoteknoloji kültürü oluşturan bir yapı bırakabilmektir.

Greentech Biyoteknoloji ve Nanortopedi A.Ş.’yi bu anlayışla geleceğe taşıyor, bu kurumları yalnızca bugünün değil, yarının da değerleri olarak görüyoruz.

İnanıyorum ki yerli Ar-Ge’ye yapılan her yatırım, geliştirilen her yenilikçi ürün ve yetiştirilen her nitelikli insan kaynağı, ülkemizin geleceğine bırakılmış en değerli mirastır. Eğer bizden sonra bu vizyonu daha ileriye taşıyacak nesiller yetiştirebilirsek, en büyük başarıya ulaşmış olacağız.

  • Son olarak eklemek istediklerinizi alabilir miyiz?

Öncelikle, bizlere bu değerli röportajda yer verdiğiniz için Medikal Türk ailesine teşekkür ediyorum.

Bugün biyoteknoloji, yalnızca sağlık sektörünün değil, ülkelerin geleceğini şekillendiren stratejik alanlardan biri hâline geldi. Biz de Greentech Biyoteknoloji olarak bilimi, yerli

Ar-Ge gücünü ve yenilikçi teknolojileri bir araya getirerek ülkemize katma değer üretmeye devam edeceğiz.

En büyük hedefimiz ise, Türkiye’de geliştirilen biyoteknolojik ürünleri uluslararası pazarda başarıyla temsil eden, güvenilir ve sürdürülebilir bir marka oluşturmak. İnanıyorum ki bilim, üretim ve doğru iş birlikleriyle ülkemiz biyoteknoloji alanında dünyada çok daha güçlü bir konuma ulaşacaktır. Bu vizyonun bir parçası olmaktan büyük bir gurur duyuyoruz.